|
<=
/o:p>
Demokrasi,
bilindiği gibi batı kültürünün
ürünü olan bir sistemdir. Batı medeniyetinin en
önemli özelliği, insanın kendini
ilahlaştırarak, Allah’a başkaldırması,
nefse, hevâya ve şeytana tâ=
;bi
olmasıdır. Demokrasi anlayışında da bu
özelliği görürüz: Yüce Allah’ın
nizamını kabul etmeyip, yönetimde insanların
hüküm koyması ve Allah'ın indirdiğini
bırakıp kendi hükümleriyle ken=
-dilerini
yönetmek istemeleridir. Bunu demokratların ifadeleriyle (daha
doğrusu, hal dilleriyle) söyleyecek olursak: “Sen kim
oluyorsun ey Tanrı! Biz kendi hayatımızı kendimiz
düzenleyebiliriz. Hayatımızı düzenlemek
için yöntemler buluyor ve uyguluyoruz” demekteler;
dilleriyle veya tavırlarıyla. -Basite
indirgeyecek olursak- demokratik söylemin içeriği ve
anlamı işte budur. “Hevâs=
ını
ilâh edinen kimseyi gördün mü? Onun koruyucusu
(bekçisi, vekili) sen mi olacaksın?” (25/Furkan, =
43)
İster “hümanizm” adıyla, ister
“demokrasi” ideolojisiyle, Batının
anlayışı, insanı Tanrı yerine koymaktır;
insanı, yani kendi hevâsını=
span>
tanrılaştırmak. Batıda düşünce,
inanış, ideoloji ve sistemlerin hepsi hakkında bu yarg=
305;
geçerlidir; bu hüküm, ortak bir değerlendirmedir.=
<=
/o:p>
Batı
uygarlığının karşısında
İslâmî dâvet vard=
5;r.
İslâmî mesaj, Allah'a başkaldırı yerine=
ibâdeti öngörür. Fakat birile=
rine
de başkaldırmayı emreder. Bu da nefsi, hevâyı
ve şeytanı kapsamına alan “t&=
acirc;ğut”a
başkaldırmaktır. “De ki: Şüphesiz ki =
bu,
benim dosdoğru yolumdur. O halde ona uyun. Diğer yollara
uymayın. Sonra o yollar sizleri O’nun yolundan ayır=
5;p
darmadağın eder. İşte sakınasınız di=
ye
Allah size bunları emretti.” (6/En&=
#8217;âm,
153) Âyet-i kerime, gerçekten <=
span
class=3DSpellE>müslümanın hayatını, her=
hangi
bir gedik bırakmaksızın tamamıyla Allah'a tahsis
etmiştir. İşte Allah'a teslimiyet bu demektir.
Ölüm ile noktalanıncaya kadar, hayatımızın
tümünü, inanç ve kanaatlerimizden başlayarak
tüm eylemlerimizi Allah için, Allah'a teslimiyet sûretiyle ortaya koyacağız.
İslâm budur; böyle bir teslimiyettir.
<=
/o:p>
Büt&uum=
l;n
siyasî sistemlerin, ideolojilerin olduğu gibi, demokrasinin =
de can
alıcı noktası; hâkimiyet/egemenlik meselesidir.
Yukarıda da belirtildiği gibi, hâkimiyet, daha ilerisi
düşünülemeyen, siyasal bir güç ve
etkinliği ifade eder. Yani siyasal güç ve etkinliğ=
;in,
iktidar ve muktedir oluşun en ileri derecesini ifade eder. Bu en
üstün kabul edilen otorite, kanunları yapar.
Yöneticiler ona göre belirlenir. Yönetimin nasıl
olacağını ve bu esasların
ayrıntılarını o belirler. Hâkimiyet anlay=
5;şı
itibarıyla İslâm bir tarafta, diğer bütün
sistemler bir taraftadır. İslâm, hâkimiyeti mutlak
olarak sadece Allah’ta kabul eder; Allah’ın hakkı
olarak bilir. Bunun dışındaki diğer bütün
sistemler, hâkimiyeti kimde görüyorlarsa ona göre =
isim
alırlar.
<=
/o:p>
Demokrasi,
hâkimiyetin halkın elinde olmasının adıdı=
;r.
Krallık, hâkimiyetin kralın elinde olmasıdır.
Teokrasi, hâkimiyetin Allah adına konuştuğunu iddia
eden din adamı sınıfının ya da kendini il&acir=
c;h
yerine koyanların elinde olmasıdır. Buna benzer diğ=
er
bütün sistemler de böyledir. Yani siyasî sistemler,
hâkimiyeti elinde bulunduranlara göre tanımlanır ve
ona göre isimlerini alırlar. Yalnız İslâm,
hâkimiyeti Allah’ta görür, hâkimiyeti
Allah’ın bir hakkı olarak kabul eder. Bunun
dışındaki diğer bütün beşerî
sistemlerin (dinlerin) özelliği ise, hâkimiyeti Allah'ta
görmeyip insanda görmeleridir. Hâkimiyeti insanda
görmek gibi ortak bir paydaya sahip olduktan sonra, bu insanlar=
05;n
“kim veya kimler?” sorusuna verdikleri farklı cevaplara
göre isim alsalar da, müslümana
göre bütün bunlar tâğut&=
icirc;
ideoloji ve şeytanî düzenlerdir. =
<=
/o:p>
Hâkimi=
yet
noktasında demokraside yetki; halkın veya milletindir. Yani,
toplumun geneli, egemenliğe sahip kabul edilir. Hangi inanca sahip
olurlarsa olsunlar, fertler birbirlerine eşit olduklarına
göre de, her bir şahıs, o hâkimiyetin bir birimine,
bir parçasına sahiptir. Yani 70 milyonluk bir ülkede
hâkimiyet, 70 milyon eşit parçaya
bölünmüş demektir. Bunun Kur=
8217;ânî
ifadesi 70 milyon ilâh kabul ediliyor, demektir. Herkes
hâkimiyetin eşit bir parçasına sahip
olduğundan, zamanı gelince hâkimiyet
parçalarının sahipleri oylarını bir tarafta
toplar ve ittifakın mümkün olmadığı halde,
çoğunluğu teşkil eden parçaların
toplamı doğrultusunda icraatlar yapılır, kararlar
alınır. Bu noktada hâkimiyetin kullanılması
gündeme gelir. Demokrasi, çok tanrıcı Grek
kültürüne dayalı, ondan kaynaklanan bir sistemdir.
Yani, irticânın esasıdı=
;r.
Şu irticâya karşı
dayatılmak istenen demokrasi, asıl irtic=
ânın
kendisidir; asıl mürtecî de
demokratlar. Çünkü onlar, kökü, tarihi
itibarıyla eski Yunan’a kadar uzanan bir mürtecîlik
yapıyorlar. Ondan da eski bir kökü var; şeytana kad=
ar
uzanan bir başkaldırıya kadar devam edip uzanıyor,
kökleri oraya kadar varıyor, Allah'a başkaldırı=
; ve
şeytana itaat olan bir siyasî sisteme tâbi oluyorlar
demokrat mürtecîler.=
span>
Demokrasi,
halkın çoğunluğunun hâkimiyeti diye ifade
edilse bile, bu iddianın kandırmacadan=
span> ibâret olduğu uygulamalardan
anlaşılmaktadır. Demokrasilerde çoğunluğ=
;un
ittifakı bile yoktur. Demokrasi ile yönetilen bir rejimde
yaşayan insanların çoğun-lu&=
#287;unun
sözü nerede ve nasıl geçerli oluyor? Parti aritme=
tikleri
içinde, % 25-30 oy alan her parti ikt=
idar
olur. Nerede çoğunluk? % 70-75
muhâlefette kaldı. Yani, demokraside demokrasi yoktur.
Demokrasiler, kendi mantıkları açısından bile
sağlıklı bir hâkimiyetin kullanılma
yöntemini dahi icat etmekten âcizdirler<=
/span>.
Şimdiye kadar Batıda ve coğrafyamızda birçok
seçim sistemi uygulanmıştır. Ancak, bunların
hiçbirisinin asgarî düzeydeki çoğunlu=
7;un
irâdesini iktidar olarak yansıtab=
ilecek
yeterlikte olduğu ileri sürülememektedir.
<=
/o:p>
Dolayısıyla demokrasi, uygulanması imkâns=
305;z
bir tezdir, bir ütopyadır. Şimdiye kadar batı
felsefelerinde ortaya çıkmış olan ütopyalard=
an
bir ütopya. Fakat bu demokratik sihirbazlar, medya ve diğer
imkânlar (bilim adamları, eğitim kurumları ve
düşünürler) vâsıtas&=
#305;yla,
demokrasinin ütopya olma özelliğini insanların
gözlerinden saklıyorlar. İnsanların bunu
görmelerine mümkün mertebe imkân ve fırsat
tanımamaya çalışıyorlar. Gerçeğin
görülmesine sebep olacak herhangi bir şey olduğu za=
man,
birtakım oyalamalar icat edilerek insanlar onlarla meşgul edi=
lir
ve gerçeğe nüfuz etmeleri böylelikle
önlenmiş olur. Kanaatleri samimi olarak kabul görmeyen
azınlık ise demokraside her zaman bir küskünler kit=
lesi
meydana getirilir. Dolayısıyla yapılan uygulamalara bu <=
span
class=3DGramE>muhâlefettekiler hiçbir zaman
katılmazlar.
Bu eleştirile=
rimiz,
demokrasinin kendi mantığı ile demokrasiye bir reddiyedi=
r.
Görülüyor ki demokrasi, hiçbir zaman için
demokrasiyi savunanların ileri sürdükleri gibi,
insanlığın en ideal sistemi, ya da en az
yanlışı olan sistemi olamaz. Church=
il'e
atfedilen bir söz vardır. "Demokrasi, dünyadaki en
güzel ikinci sistemdir." Sormuşlar; "demokrasiyi ne=
den
ikinciliğe indirdin?" diye. "Birincisi yok ki!" diye
cevap vermiş. Gerçek öyle değil; demokrasi ö=
yle
ikinci, üçüncü sıradaki bir düzen
filân değil; bir curcunadan ibâret=
tir.
Eflâtun'un tâbiriyle; "demo=
krasi,
şarlatanlar düzenidir." Demokrasinin babası
sayılan Jan Jack<=
/span>
Rousseau da benzer bir şey diyor: Demokrasiyi uzun uzun
anlattıktan sonra; "Emil" adlı kitabında
"doğrusunu söylemek lâzımsa" diyor,
"insanlar kendi kendilerine kanun yapamazlar. Bize kanunlar verecek
ilâh lâzım."
İnsan
hayatı çok yönlü ve çok boyutludur.
Bütün bu yönleri ve boyutları ile insan
hayatını tamamıyla kuşatmış hiçbir
beşerî sistem yoktur. İnsan hayatını
bütünüyle kuşatmak iddiasında olan
beşerî hiçbir ideoloji ve dünya
görüşü de ortaya
çıkmamıştır. Sadece İslâm, insan
hayatını bütün yönleriyle ve boyutlarıyla
kuşatmayı hedeflemiş ve gerçekten
kuşatmış kâmil bir din hüviyetine sahiptir.
Sadece İslâm, inanç, davranış, sosyal ve
siyasal düzen, ahlâk, dünya görüşü =
ve âhiret anlayışı,
düşünce ve yaşama biçimi, insanın
kendisiyle, çevresi ve Rabbiyle tüm ilişkilerini tanzim
eder. Tüm bu alanlarla ilgili kuşatıcı
hükümler koyar. Bütün beşerî ideolojiler,
tüm ahlâk görüşleri, sosyal ve siyasal
insanî görüşler, hangisi olursa olsun,
İslâm'ın bakışına göre esas
itibarıyla birer dindir. Fakat bu dinlerin hiç birisi
insanın hayatını bütün boyutlarıyla
kuşatmak iddiasında olmadığı için bazen
müşterek birkaç beşerî ideoloji veya
beşerî din bir araya gelir ve insan hayatını
kuşatmaya çalışırlar. Beşerî
sistemlerin herhangi birisini bir yerde kabul ettiğiniz zaman, siz
sadece o kadarıyla hayatınızın tamamını t=
anzim
edemezsiniz.
<=
/o:p>
Hayatınızın diğer
açıklarını, diğer yönlerini de uygun
göreceğiniz veya kabul ettiğiniz o sistemle
uyuşabilecek başkalarıyla doldurursunuz. Bütün
beşerî sistemlerin en büyük ortak paydası ise,
laikliktir. Siyasî hayatınıza demokrasiyi getirip
hâkim kıldığınız takdirde, hukukunuz ne
olacak? Ahlâkınız, iktisadî ilişkileriniz ne
olacak? İşte bu noktada, demokrasi bütün bunlar=
5;
"hâkimiyet kayıtsız şartsız
milletindir" diyerek millet ve milletin yetkili
gördüğü kimseler yoluyla temsili sûretiyle,
temsilî sisteme uygun olarak seçilen kimseler
aracılığıyla bu sorunları çözmeye
çalışır. Temsil yetkisine sahip bulunan kişi=
ve
kurumlar, onların hukukunu belirler. Hukukun bünyesi
içerisinde iktisadî ilişkileri ortaya koyar.
Bunların sonucu olarak bir ahlâk anlayışı da
oluşur. Toplumsal hayatın gerekli diğer bütün
kurumları bu yapı ile uyumlu olarak ya da en azından
çelişki arzetmeyecek şekil=
de
ortaya çıkar.
<=
/o:p>
Büt&uum=
l;n
sistemler ilk ortaya konuldukları zaman, hangi çerçe=
ve
için konulmuş olurlarsa olsunlar, sadece orada kalmazlar; i=
nsan
hayatının tamamını kapsarlar; en azında pratik=
te
bu böyledir. Hiçbir beşerî sistem, kâmil
olamaz ve insanlar, beşerî sistemlerde deneme yanılma
yoluyla mesafe alabilirler. O bakımdan beşerî sistemler
esas mâhiyetleri itibarıyla bir y=
az boz
tahtasıdırlar. Meselâ bunu, içinde
yaşadığımız beşerî sistemin
kanunlarında çok rahat bir şekilde görebiliriz.
<=
/o:p>
Demokrasi Oy=
unu: =
span>
<=
/o:p>
Demokrasi sâyesinde insan,
ısırıldığı delikten bir değil; on kez
ısırılır. Tahterevallidir demokrasi; partilerin biri
iner, biri çıkar. Ama bu tahterevallinin üzerine binil=
ip
oturulan yerinde gıcırdayan tahta kalas değil; inleyen h=
alk
vardır. Hangi doktrin, rejim hâkimse, onun koyduğu kura=
llar
işlemekte, hâkim gücün çarkının
işlemesi için halkın desteğine ihtiyaç
duyulduğundan, senaryosu önceden yazılmış oyun=
da, halka
sadece figüran roller verilmektedir. Halkın seçmek mecbûriyetinde olduğu düzenin
memurları, isteseler bile hâkim gücün/derin devlet=
in
sistemini değiştirme hakkına sahip
olmadıklarından, halkı temsilen
seçilenlere düşen iş, mevcut sistemin
çarkının başında durmaktan öteye gitmez=
. Bu
olayda halka düşen ise, düzenin bazı yerlerine
idareciler tâyin ederek onların
suçuna ortak olmaktır.
Demokrasi bir
yönetim biçimidir; yönetimleri belirleme biçimi
değil! Kendisi bir düzendir; başka düzenlere kap=
05;
değil! Davul tutanları seçme işidir; tokmaklar=
05;
değil! Egemen güçler tarafından kuralları
belirlenmiş oyundur; oyun kurallarını belirleme işi
değil! Demokrasi, kitabına uydurma rejimidir; Kitab’a
uyma değil! Demokrasi ile disiplini esas alan rejimler arasın=
daki
fark, önemsizdir. Totaliter rejimlerde kral veya general;
“Ben böyle istiyorum!” der; Demokrasi ise, “sen
böyle istiyorsun!” der.
=
Din
kurumlarının bağımsız olmadığı
düzen nasıl demokrat olabilir? Anayasan=
305;n
bazı maddelerinin değiştirilmesi teklif bile edilemez, h=
alk
kendi istediği sistemi seçemez, kurulu düzenin
uygulayıcıları olarak kendi önlerine
çıkarılan isimler arasında bir tercih yapmak,
içinde kendine benzeyen bulamadığı için
dayatılan adaylardan ehven-i şerri tercih etmeye
çalışırsa, buna oyun denilmez mi? Halk idaresi di=
ye,
halkın inancına, yaşayış ve ahlâkına
saldıran düzenin adıdır bu ülkede demokrasi. <=
/span>Başta
Kemalizm ve onun ilkeleri olmak üzere, laiklik vb. tabuların
bulunduğu düzen, nasıl halkın yönetimi olabili=
r?
Demokrasilerde egemenlik kayıtsız şartsız
paranındır, medyanındır, derin devletindir; ama
halkın değildir. Halk, rüzgâr ne yönden esiyo=
rsa
onun gücüyle savrulan yaprak gibidir. Ulusal ve uluslararas=
305;
istihbârât örgütleri, =
kartel
ve holding patronları, siyonizm,
ağalar, şeyhler, hizmet adı altında devlet
rüşvetleri, reklâm, aldatmaya dayalı propaganda,
seçim kanunu vb. adla seçim hile ve aldatmacaları,
büyük partilerin devlet yardımı vb. yollarla avanta=
jları...
bütün bunların halkı
yönlendirmediğini kim iddia edebilir? Öyleyse,
gerçekten halk mı yönetiyor halkı?
 =
; &n=
bsp;
 =
; &n=
bsp;  =
;
=
Demokrasi,
monarşinin egemenliğine göz dikmiş, krallık ve=
ya
padişahlığın yanlışları üzerine
antitez olmuştur. Gerçi demokrasinin beşiği denil=
en
yerlerde, Batıda kral ve kraliçeler hâlâ en
üst yöneticilerdir; bu tezat bile değerlendirilmez.
İngiltere, Belçika, Hollanda, Danimarka, Lüksemburg gi=
bi
ülkelerin başında hâlâ kral veya
kraliçeler vardır. Padişahlığa alternatif ol=
arak
kabul edilen demokraside 550 tane padişah ve arkalarında
sayısını kimsenin bilmediği gizli padişahlar
bulunan bir anlayış mıdır halkın istediği
yönetim? Câhiliyye dönemind=
eki
müşrikler de demokrattı. Mekke’de de demokrasi
vardı: İsteyen istediği putu serbestçe
seçebiliyor, kimse karışmıyordu. Aynı
özgürlük çağdaş c&=
acirc;hiliyyede
de vardır: Zulümlerden zulüm beğenebilir, tâğutlardan bir t=
âğut
seçebilir insan, günümüzdeki çağda=
51;
demokrasilerde. Hakkını yemeyelim: Tavuklara kümeslerini,
bekçilerini ve kurtlarını seçme hakkı verir
demokrasi. Hileli yollarla da olsa, halka gardiyanlarını
seçme hakkı verir.
=
Oysa
İslâm’da halkın değil; Hakkın
hükmü önemlidir. Halk Hakka kul olmalı, O’nun
hükmüne teslim olmalıdır. &Cced=
il;ünkü,“insanların
çoğu bilmezler” (45/Câ=
siye,
26), “insanların çoğu
şükretmezler” (40/Ğâ=
;fir,
59), “insanların çoğu nankördürR=
21;
(25/Furkan, 50) ve “insanların çoğu mü’min değildir, iman etmezler=
221;
(40/Ğâfir, 59). O yüzden
halkın çoğunluğuna uymak,
dalâlettir/sapıklıktır. “Yeryüzü=
;nde
bulunanların çoğuna uyacak olursan, seni
Allah’ın yolundan saptırırlar. Onlar zandan ba#=
1;ka
bir şeye tâbi olmaz, yalandan başka (söz de)
söylemezler.” (6/En’âm,
116) İnsanların çoğunun bilmediğini,
şükretmediğini, akıllarını
kullanmadığını, yoldan
çıkmışlığını, günah ve h=
aram
peşinde koştuklarını, insanların
mallarını haksız yere yediklerini, çokluğu ve
çoğunluğu ile böbürlenip üstünl&uu=
ml;k
tasladığını, bu yüzden mallarının ve
evlatlarının çokluğu ile
övündüklerini, daha çok ve daha zengin olduklar=
305;
halde kendilerinden önce nice toplulukları yok edildiğin=
i,
bütün bunlardan ders almayan insanların yine pek
çoğunun yoldan çıktığını Kur'an-ı Kerim, sayılamayacak kadar
çoklukta ve ısrarla anlatmaktadır. <=
/span>
<=
/o:p>
Çoğunun akılsızlıklarından
bahsedilen insanlar, Allah'ın hükümlerine itibar etmeyen=
, Rabb olarak sadece Allah'ı kabullenmek istem=
eyen
kalabalıklardır. Sürüleştirilen,
sömürülen, köleleştirilen
yığınlardır. Çalışan kafalar, akl-ı selîm
sahipleri, kendilerinin farkına varan kafalardır. Kendinin
farkına varanlar, Allah'ın farkına varırlar; Allah =
ile
kendileri arasındaki farkı farkederler=
span>.
Hadlerini bilirler ve O'na ait olan, olması gereken hâkimiye=
ti
kendi zimmetlerine geçirerek haksızlık edip
ilâhlık taslamazlar. "Onların
(İnsanların) çoğu zandan başka bir şeye
uymaz. Şüphesiz zan, haktan/gerçekten hiçbir
şey ifade etmez." (10/Yûnus,
36) Haktan, hakikatten bir şeyin ifadesi olmayan zanna uyanlar, is=
ter
çoğunluk, ister azınlık olsun, gerçekten b=
ir
şeyin ifadesi olmayana uyduklarına göre akletmiyorlar
demek değil midir?
&nb=
sp;
Kendi taraftarlar=
305;
ve ideologları bile, demokrasinin görmezlikten gelinemeyecek
zaaflarından haberdardır: "İyi hükümetler
arasında demokrasi en kötüsü, fakat kötül=
erin
en iyisidir." (Aristoteles)
Demokrasiler=
de
mutlak doğru, çoğunluğun tespit ettiği (ya da
öyle farzedilen)
görüştür. Doğru, parmak sayısına
göre belli olur. Halktır hakem, o ne demişse doğrud=
ur.
Serbest kılma veya yasaklama (helâl ve haram kılma)
yetkisi, halkındır, seçilmişlerindir. Bunun
uygulamada böyle olup olmadığı da, doğru olup
olmadığı da tartışılmaz.
=
Her
yönüyle kendisine has bir muhtevâya=
sahip olan İslâm Dininin, esas gayesini teşkil eden
“dini yalnızca Allah'a has kılma=
8221;yı
gerçekleştirmek için, diğer bir ifade ile
İslâm’ı hâkim kılmak için kendi=
ne
has bir yol ve yordamının olacağı da
açıkça bilinen hususlardandır.
İslâm’ı hâkim kılmak için
yapılacak her bir doğru eylem, hatta zihinsel faâliyetler
bile birer sâlih ameldir. Yani bu mak=
satla
yapılacak işlerimizin kabul edilebilmesi için, bir ame=
li, sâlih kılan özellikler
şunlardır:
<=
/o:p>
1) Yapılacak amel ile birlikte sahih bir akîdenin bulunması, <=
/b>
2) Yapılacak amelin ihlâsla, yani yalnı=
;zca
Allah’ın rızâsı
gözetile-rek yapılması,
3) Bu amelin, şeriatin o
amel için belirlemiş olduğu şekilde ya-pılması, yani Kitaba ve Sünnete uy=
gun
olması (ittibâ).
Dolayısıyla İslâm’ı hâkim
kılmak için izlenecek yolun, İslâm’ın
kendi bünyesinden alınmış olmas=
ı,
yahut en azından İslâm’ın
açıkça yasaklamış olduğu gâye ve
maksatlara götüren bir yol olmaması gerekmektedir. Buna
bağlı olarak, şunu rahatlıkla söyleyebiliriz:
Demokrasi, esas itibarıyla, hâkimiyeti Allah’ın b=
ir
hakkı olarak kabul etmeyip bu hakkı kayıtsız
şartsız olarak halkta ya da millette gören bir rejimin
adıdır. Demokratik yöntemler de bu amacı
gerçekleştirmek için ortaya konulmuş
yollardır. Müslüman bir kimse, İslâm’=
305;
egemen kılmak için çalışma ibâdetini
îfa ederken, hiçbir yönüyle
İslâm’la bağdaşmayan bu yöntemleri,
İslâm’ı egemen kılmanın
vâsıtası olarak kullanamaz.
<=
/o:p>
Kaldı k=
i, her
bir sistemin yöntemi de ancak kendi tabiatına uygundur.
Amaç ile yöntem arasındaki tabiat
farlılıklarının varlığının
sağlıklı birtakım sonuçlara
ulaştıramayacağı da hem mantıkî bir
gerçektir. Laiklik ise; en azından
İslâm’ın devlet ve toplum hayatına dair
hükümlerini red ve iptale dâvet ettiğinden, =
müslüman
açısından kabul edilmesi imkânsız bir siyas=
al
yaklaşımdır.
<=
/o:p>
Allah’ın indirdiği hükümleri ve
öncelikle de Allah’ın hâkimiyetini (hangi
çerçevede olursa olsun) reddetmek de, İslâm d&=
#305;şında
bütün sistemlerin ortak yönünü teşkil ede=
r.
Dolayısıyla hâkimiyeti bütün kapsam ve
boyutlarıyla Allah’ın hakkı olarak görmeyen b=
ir
sistem ve din de, müslüman
tarafından reddedilmeye mahkûmdur. Allah’ın
hüküm ve hâkimiyetini kısmen ya da tamamen reddeden
sistemlerin, İslâm’a göre başka bir şek=
ilde
değerlendirilmeleri mümkün olmadığı gibi;=
müslümanın da bunları reddetm=
ekten
başka bir tavır takınacağını beklemek
mümkün değildir.
<=
/o:p>
Müslümanlar Allah’ın Dini’ni
gerçek mâhiyetiyle kavrayıp
küllî ve cüz’î
hiçbir alanda İslâm’dan başka herhangi bir
sisteme ihtiyaç duymayıp yalnızca Rablerinin dini ile
yetinerek, sadece o dinin gösterdiği doğrultuda,
gösterdiği hedefe doğru ilerleyecek olurlarsa, hem kendi
aralarındaki anlaşmazlıkları ıslah edip
birbirleriyle ilişkilerini düzeltecek, hem de Rableriyle
aralarını düzelterek O’nun rahmet ve inâyeti=
ne
mazhar olacaklardır: “Uğrumuzda cihad
edenleri, elbette Biz Onları, yollarımıza iletiriz. Muha=
kkak
ki Allah, ihsân edenlerle beraberdir.&=
#8221;
(29/Ankebût, 69)  =
;
<=
/o:p>
|